48 saatlik huzur ve Bodrum!

Yoğun iş temposunda çalışanlar için hafta sonu kaçamakları tadından yenmeyecek kadar keyfili oluyor. Geçtiğimiz hafta sonu 48’lik saatlik Bodrum yolculuğumu, Bodruma taşınan can dostum sayesinde planladım. İnsan biraz şehirden kaçıp huzura kavuşmak istiyor ama bunun yanına en güzel anıları beraber paylaştıklarınız eklenince değmeyin keyfime. Seyahat yazılarımı takip edenler bilir; genellikle yaz sezonunda Bodrum, Çeşme, Alaçatı gibi özellikle fazla popüler yerlere gitmeyi tercih etmem. Tabi birde iki katından fazlaya çıkarılan fiyatlarda bu işin tuzu biberi oluyor. Ama sezon başlamadan veya sezon sonuda cennetten bir parça huzur almak gibi oluyor buralarda soluklanmak. Bodruma ayak bastığım an itibari ile hissettiğim dinginlik ve huzur ‘keşke hiç dönmesem’ dedirten cinstendi. İstanbul’dan alıp geldiğim soğuk havanın yerini içimi ısıtan güneş aldı. Sevgili dostum Tuğçe’nin rehberliğinde 48 saatlik bir keşfe başladık. İlk kahvaltı durağımız Ma’kara Bungalow – Beach – Restoran oldu. Konumu Yalı Mahallesi olarak geçiyor ve eğer hala burayla tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz diyebilirim. Denizin sesinin baharda başka olduğu, mavinin her tonuna yeniden aşık olabilceğiniz muhteşem bir manzara. Güneşin göz kırpışını sahilde kahvaltınızı yaparken, denizin size fısıldamasını dinleyerek kucaklayabiliyorsunuz. Kahvaltınız masaya geldiğinde ‘anne eli deymiş gibi’ diyorsunuz ve yanılmıyorsunuz. Bu eşsiz güzellik tahmin edebilceğiniz gibi bir aile işletmesi ve tabi ki kahvaltı annelerin elinden çıkıyor. Benim gibi kahvaltı konusunda sorunlar yaşayan birine bile neredeyse 2 saat kahvaltı yaptırmayı başaran, reçellerden tutun, dumanı üstünde tabağınıza gelen bazlamaların nefisliğine tarifsiz bir keyif. Birde patates kızartması dediğinizde hazır patates değilde tam anlamıyla anne patatesi geliyor ya işte o an benim cennette olduğumun kanıtı oldu. Biz sadece güne güzel bir kahvaltı ile başlamak için buraya gitmiş olsakta sizler konaklamak içinde burayı seçebilirsiniz. Ancak şunu belirtmeden geçmeyelim aracınız yoksa merkeze ulaşımınız zor olacaktı. Temiz, samimi ve huzurlu bir hafta sonu için bence öncelikleriniz arasına bir numaradan girmeli. Akşam yemeği için merkezde bir yer tercih ettik. Seçimimiz Malades Restorandan yana oldu. Mekanda ilk gözüme çarpan dekor olarak kullanılmış Babayanni şişeleri oldu. Sakin, gürültüden uzak, sevdiklerinizle sohbet ederken bağırmak zorunda kalmayacağınız bir yer diyebilirim. Ama sakın buraya doyma umuduyla gitmeyin. Mezeler çok lezzetli, herşey çok taze ancak porsiyonlar çok küçük. Ben ya gerçekten Yunanistandaki büyük porsiyonlara çok alıştım yada bizim Türkler artık meze konusunda porsiyonları ufaltmakta baya çaba harcıyorlar. Sadece tatil bölgelerinde değil, İstanbulda da aynı sorunla zaman zaman karşılaşıyoruz ve bunu etik bulmuyorum. Meze, ana yemek değildir doymak için sipariş verilmez tadımlıktır ancak altı kişilik bir masada porsiyonlar sos kasesinden biraz daha geniş tabaklarda servis edilmemelidir. Lezzet güzel olsun ben sohbet muhabbete gidiyorum diyorsanız tavsiye ediyorum. İkinci günün sabahında bana yeniden kahvaltı yapma isteği veren bir önceki günün hayalini kurmakla hata yaptığımı anlamam çok acı oldu. İkinci kahvaltımızı farklı bir yerde yapmayı seçtik ve rotamızı Ortakente çevirdik. Kefi Beach & Suits. Şehrin kaosunda özlediğimiz deniz sesi ve biz büyük şehirlilerin asla sahip olmayacağın denizle bütünleşen masaların keyfi ilk bakışta beni baya etkiledi. Hafta sonu kahvaltı denince geç kahvaltı bize makul bir etkinlik gibi gelmiş olsada kahvaltı saatinin bitişini koşarak yakaladık. Bizi geri çevirmediler ve beş kişilik bir kahvaltı hazırlayabileceklerini söylediler. Kahvaltı nasıldı? Vasat. Masamıza gelen herşey tezeydi ancak hiç yeterli ve tatmin edici değildi. Ben kahvaltı yapmayı çok fazla sevmediğimden mi derken masada kimsenin doymadığını öğrenince biraz rahatladım. Buraya kadar pek bir sıkıntı yoktu. Sıkıntımız 3 kez Türk kahvesi istememiz ve kahvenin bu kadar söylenmeye Yemenden bile gelebilecek olduğu halde gelmemesi, ardından hesap istenmesi ve hesabın yarım saate gelmemesi. Sipariş verdiğimiz personelin ben sizden sipariş almadım demesi, hesabın yanlış gelmesi gibi birçok aksilik eklenince mekanın üzerine kocaman bir çarpı koydum ve asla gitmeyin diyebilecek konuma geldim.

Bu hafta sonu kaçamağım kalacak yerim olduğu için fazla şanslı geçti. Ama sizin yoksa benim fikrim merkezden çok uzaklaşmamanız. Bir sonraki tatilim için benim kalınacak yerler listemin başına yerleşen yerlerden biri ‘Spitha Bodrum Marina Aparts’ yerleşti. Bodrumun göbeğinde merkezde olmasının yanında temiz ve size daima konfor sunmak için bekleyen bir işletmeye sahip. Fiyatlar çok can yakmıyor. Olması gerektiği gibi olduğundan şaşırtıyorda. Güler yüz ve kaliteli hizmetle tatilinizi mutu geçirmek istiyorsanız seçeneklerinizin arasına alın. Büyük ve al benisi fazla otelleri çok sık tercih etmiyorum. Benim tatil anlayışımda kalacak yere az harcama yap ve bol bol yemek ye yer alıyor. Bu yüzden ‘Spitha Bodrum’ tamda benim tatil mottomu destekliyor. Özellikle benim gibi sadece 48 saatiniz varsa konumu göz önünde bulundurun ve başka birşey düşünmeyin diyorum.

Her ne olursa olsun Ege’nin havası, suyu, insanı bir başka. Nereden gelirsen gel kendini buraya ait hissetmeni sağlıyor. Yazlar bitmesin biraz huzura kavuşalım diye biz dua ederken onlar hep bizim özlediğimiz huzurlu günleri yaşıyor. Bu yüzden bizim gibi plazaların arasından gökyüzünün ne kadar mavi olduğunu hatırlamaya çabalamıyorlar. Sanırım bir gün bende bavulumu toplayıp taşınanlar kervanına eklenebilirim. Heleki baharda İzmirin ardından Bodrumu görmüşken bir sonraki rotam neresi olsun diye düşünmeye başlamadım değil.