Bretzel, Berliner ve Berlin Aşkına!

Avrupa’nın en güzel, en refah ülkelerinden biridir aslında Almanya. Almanya denildiğinde ilk olarak aklımızda gri tonlu, puslu, soğuk bir ülke gelse de; teknoloji, ekonomi, sanat anlamında en gelişmiş ülkeler arasında ilk sıralarda yerini daima koruyor. Tarihte en güçlü devletler arasında olduğunu daha hatırlatmadan geçmeyelim. Güçlü tarihindeki utanç verici izleri hala üzerinden atmaya ne kadar çalışsa da sanırım tarih buna pek izin vermiyor. Almanya’nın en zorlu günler geçirmiş şehirlerinden biri kuşkusuz başkent Berlin’dir.

 

Berlin Hitler Almanya’sının ve İkinci Dünya Savaşı’nın yükünü üzerinde taşımaya devam ediyor. Bugün Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olan Berlin hem sanat, hem tarih hem de yemek alanında en doyurucu tatili geçirebileceğiniz nadir şehirlerden. Berlin’de gezilecek, görülecek yerler çok olduğundan bizim gibi otelinizi en bilinen ve en merkezi caddesi Kürfünstendamm’da seçebilirsiniz. Başka bölgelere göre daha yüksek fiyatlı konaklama seçenekleri var; ancak merkezi konumu sayesinde akşam çevresini de gezebilirsiniz. Kürfünstendamm’a yakın olan S bahn çevresinde (Savigny Platz) birçok café ve restoran bulabilirsiniz. Almanya’nın en ünlü yiyeceklerinden biri olan Curry Wurst yani körili Alman Sosisi için bu çevreyi tercih edebilirsiniz. Almanlar sosiste olduğu kadar tavukta da başarılı. Fast food tavuklarla sakın karıştırmayın. Kızarmış tavuk ve patates ikilisini yanına eklenen Weizen beer yani buğday birası ile tamamladığınızda leziz bir öğlen ya da akşam yemeği haline dönüşüyor. Berlin’e gitmişken yemeden dönmeyin diyebileceğim şeylerden biri ‘bretzel’. Bretzel bizim ailecek Alman simidi olarak tanımladığımız, tuzlu, çubuk kraker lezzetinde bir hamur ile hazırlanmış atıştırmalık. Bretzel yerli bir Alman atıştırmalığıdır. Otoyolda benzincilerde bile bulabilirsiniz. Havalimanında yemenizi çok tavsiye etmiyorum; çünkü şehir merkezindeki kadar lezzetli olmuyor. Berlin yemek konusunda başarılı olduğu kadar pastaneleri ile de mutfaktaki başarısını konuşturuyor. Berlin’e özel en lezzetli tatlı ise tabi ki Berliner. Berliner içerisinde marmelat bulunan puf bir hamura sahip, üzeri pudra şekeri ile kaplanmış kesinlikle içinizi baymayan (çünkü marmelatlar genellikle mayhoş meyvelerden tercih ediliyor) tatlı bir çörek. Sokak arasında küçük tezgâhlarda bulabileceğiniz Berliner yeniden Berlin’e gitmeniz için bir bahane bile olacak.

Berlin gezinize bir kaç ay önceden karar verdiyseniz eğer mutlaka Reichstag yani Parlamento binasını gezmek için online bilet alın. Hâlihazırda parlamento toplantılarının yapıldığı bu bina Hitler’in yönetimi eline almasına kadar parlamento olarak faaliyetini devam ettirmiş. Hitler döneminin kapanmasından sonra yeniden faaliyete geçmiş. Gider gitmez gezme olanağınız olmuyor. Rezervasyon yaptırmak şart. Ancak birkaç gününüz varsa kubbe kısmı için iki gün önceden rezervasyon yaptırabilir ve bir tek kubbeye çıkabilirsiniz. Arama motorlarına Berlin yazdığınızda ışıl ışıl görünümlü bir kapı fotoğrafı çıkar karşınıza, işte bu kapı Brandenburg Tor. Kapı, Nazi iktidarının sembolü olarak kalmış İkinci Dünya Savaşı sırasında biraz tahribat görmüş ancak yıkılmamıştır. Kapıya U ya da S bahn ile Praiser PL. durağını kullanarak birkaç dakikalık yürüyüş ile ulaşabilirsiniz. Kapıya en yakın görülmesi gereken yerlerden biride Holocaust Memorial. Hitlerin gerçekleştirdiği katliamdan sonra yapılan anıtlar. Berlin denince hepimizin aklına gelen ilk ortak şey Berlin Duvarı olacaktır. İkinci Dünya Savaş’ında dört farklı bölüme bölünen Almaya Batı’da birleşimi sağlamış; ancak doğuda bulunan Sovyet Birlikleri birleşmeyi kabul etmemiştir. Bu sebeple Doğu’da yaşayanların Batı’ya kaçışını önlemek için 1961 yılında ilk olarak tek örgü ile çizilen sınır Berlin Duvarı’nın temelini oluşturulmuş. 1961’de başlayan bu ayrım 1990 yılında sona ermiş ve duvar yıkılması ile ortadan kaldırılmış. Duvarın bazı kalıntıları temsili olarak aynı gölgede yerini koruyor. Etraftaki hediyelik eşyacılardan duvardan kalan taşlardan satın almanızda mümkün. Berlin Duvarı’ndan kalan son kalıntılara ulaşımını U ya da S bahn ile Warschaver Str. Durağı üzerinden sağlayabilirsiniz. Döneme ait bir diğer önemli yer ise; kontrol noktası olan Check Point Charlie. Check Point Charlie’ye ulaşımı U bahn ile Kochstr durağından sağlayabilirsiniz. Berlin’de birçok müzede gezebilirsiniz. Müzelerden en ilgi çekenler Berliner Dom, Pergamon ve Historical German Museum oluyor. Berlin’de bütün kilise ve müzeler ücretli. Müzeler bölgesine ulaşımı S bahn ile Hackescher Markt ya da U bahn ile Alexander Platz üzerinden yapabilirsiniz. Eğer yerli halktan değilseniz kiliselere girmek için 10 Euro’dan ödemeniz gerekiyor. Kilise mimarisinde etkileyici farklar olmadığından ben tercihimi İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kalmış olan tarihi bölgelerden yana kullandım. Jewish Museum (Yahudi Müzesi) herkese tavsiye edeceğim bir müze. Tarihin gerçek anlamda utanç verici yanlarını kamplarda hayatını kaybetmiş insanların yakınlarından dinleyebiliyorsunuz ve onlara ait birçok hatırayla karşılaşabiliyorsunuz. Biraz rahatlamak ve dinlenmek isterseniz eğer size tavsiyem iki farklı nokta olacaktır. Biri Berlin Dom’un bahçesi, bir diğeri ise Hackescher Markt. Hackescher Martk’ta nehir kenarında sokak müzisyenlerini dinleyebilir, keyifli vakit geçirebilirsiniz. Berlin’de sokak resimlerinde, hediyelikçilerde, parklarda heykel olarak ayı görürseniz şaşırmayın. Ayı Berlin’in simgesi. Şehrin en sevimli detayı bu simge bile denebilir. Bu arada Berlin’i seyahat listesine ekleyenlere bir tavsiye Aralık, Ocak ve Şubat aylarında hava sıcaklığı -13 dereceye kadar iniyor. Berlin yeşil ve güneşliyken daha keyifli şüpheniz olmasın.