Sadakat içten gelir…

Son zamanlarda sadakate önem veren kadınlar kaldı mı? Çevreme baktığımda gördüğüm mide bulandırıcı ilişkiler cinsiyet değiştirmemi bile düşündürüyor zaman zaman. Eskiden erkekler arasında yaygın olan çok eşlilik günümüzde kadınlar arasında çok popüler. Bunda sadece ahlaki değerlerin azalmış olması değil, yapılan araştırmalarla kadınlara düşen erkek sayısının az olduğunun vurgulanması ve bu nedenle kadınlar arasında bütün erkeklere sahip olma egosun oluşmuş olmasının etkisi de yadsınamaz. Bunlarla karşı karşıya kalınca da kadınların içindeki saldırma duygusu biranda ortaya çıkıyor. Elinde olana karşı bir tehdit hissettiğinde hırçınlaşıp, savaş ilan edebiliyor. Erkekler tarafından ruhsal bozukluk zannedilen bu davranışlar ise biz kadınların varoluş sebeplerindendir.
İş stresi, hayatın kendi stresi yetmezmiş gibi birde kalp acısı çekmek insanı bir hayli yoruyor. Ancak elimizden gelen bir şey yok. Dünyanın yaradılışı “aşk” üstüne. Adem ile Havadan beri bu düzenin amacının ne olduğu belli. Aşk üremek için bir aldatma. O olmadan yaşayabilmek mümkün değil. Sadece yaşadığınızı zannedebilirsiniz. Gelelim bu varoluş savaşında sadakatin yerine. Önce şunu anlmak gerekir; sadakat içten gelir, kimse kimsenin tapulu malı değildir.. Biz kadınlar aslında aşk diye sadakate hayran oluruz. Sevdiğimizi işiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla ya da kendisiyle bile paylaşamama sebebimizde budur. Kalbimizin içindeki ritim ne sayıklıyorsa hayatın ona göre akmasını isteriz. Kalp bizim için tek bir parçadır ve parçalanıp paylaşılması mümkün değildir. Kırıldığında tamiri mümkün olmadığı gibi güvensizliği bir kere hissettikten sonra yeniden eski ritmini bulması neredeyse imkansızdır. Biz kadınlar kalbimizin ritmini anca aynı ritmi bizim için yakalamış birinde paylaşabiliriz.Kadınlar için kalbin ritmini paylaşmak, yaşamı paylaşmaktır. Aldığın nefesi paylaşmaktır. Hayatı paylaşmak, hayatını esaret içine sokmak değildir. Bazen karşımızdaki hesap sorduğumuzu ya da yargıladığımızı düşünür ancak anlamadığı aslında bizim, bizim gibiler ile verdiğimiz savaştır. Sadakat sadece ruhen veya bedenen başka birinin sınırlarına girmek ile bozulmaz. Sadakat bazen dilimizin altında saklamayı tercih ettiğimiz küçük ayrıntılar ile bozulur. Gece uykuya dalmadan önce sevdiğinin o günü nasıl bitirdiğini bilmeden uyumakla, gözyaşlarındaki çaresizliği görmezden gelip sadece kendi varlığını korumakla bozulur. Eğer birine “bu benim hayatım” diye biliyorsanız sizin kalbinizin bir ritmi yok demektir. Aşk benim değil bizim diyerek sadık kalır. Aşkta en önemli şey yarı yolda bırakıp gitmeyeceğini hissettirmektir. Sadakatin belki de en doğru anlatımıdır. Yaralandığın zaman, yaralarını saracak birinin olduğunu bilmektir. Ağladığınızda, güldüğünüzde paylaşamadığınızda ne anlamı kalır ki aşkın…
Birinin elini tutuyorsanız onu tutmaktan vazgeçmeyin. Gerçek aşk, gerçek sevgi sizi bulduysa kalıp savaşmayı deneyin. Tatsızlıktan kaçmak, susmak ya da üstünü kapatmak sadakatsizliktir farkında olmadan içine düştüğünüz. Kalbinizden gelen bir damla gözyaşınız varsa,hayattan dünyayı döndüren paha biçilemez bir armağan almışsınız demektir. Unutmayın ki bir erkek bir kadını yokluğuna alıştırdığı an, kadının erkeği eskisi gibi sevmesi hikaye olur…
Sadakatin ve aşkın bir araya geldiği benim kalbimin ritmi “S”. Kalbinizin ritmi size ne fısıldıyorsa onu duymamazlıktan gelmeyin; çünkü yeni güne sizi gülümseterek başlatan o fısıltının kulağınızdaki çınlaması olacak…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir