Sarılacağımız tek doğru…

Bazen boş duvarlara bakarken, bazen radyoda duyduğun bir şarkı ile, bazen de yanından geçen birinden etrafa yayılan parfüm kokusuyla dolar ya insan gözleri; işte bu ne yalnızlığın ne de çaresizliğin duygusallığıdır aslında. Bu sadece vazgeçmeye alışmaya çalıştığımız doğrumuzun hüznüdür; Çünkü bu doğrunun yolu sadece kendimize sarılmaktan geçer. Kendimizi dibi görünmeyen bir kuyuya hapsetmeye çalıştıkça dipten bizi yukarı doğru itmeye çalışan ve yaşadığımız her anın değerini bilmemizi fısıldayan doğru. “Kendimiz”. “Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!” diyor Aziz Nesin. Ağladığımız kuyunun dibini görmek istediğimiz anları düşündüğümüzde hepimizin doğrusunu anlatmıyor mu? “Artık ağlamak istemiyorum” diye isyan ediyorsun bazen; çünkü her akan gözyaşınla beraber kalbinde tamir olmayacak bir kırık daha oluşuyor. Çünkü her akan damlayla ‘aşk’a olan inancınız kayboluyor. Güvendiğiniz ne varsa sizi yarı yolda bırakıyor. Öyle bir zaman geliyor ki isyan etmekten bile yoruluyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki ne akacak bir damla gözyaşınız ne de bir daha yeniden başlayacak kadar güveniniz kalmış. Aşk’a, işe, dostluğa…. Daha sayabileceğiniz binlerce sebebiniz var aslında kendinize sarılmak için. Gerçek kadınlar attığı her adıma mantıkla başlar ancak ilerlediği her basamakta mantık yerini aşka bırakır. Bu yüzden zehirleniriz aslında ‘aşk’ın büyüsü ile. Ama dökülen her damla bizi ne kendimizi yaklaştırıp bizi daha güçlü yapsa da artık o inandığımız aşk’ın büyüsü yok olmuştur. Kendimize yaklaştığımız her damla, bizi inandığımız peri masallarının olmadığı gerçeğini kabullenmeye iter. Hiç canımız yanmayacakmış gibi açarız ya kalbimizi işte budur aslında bizi kendimize biraz daha iten. Birine açtığımızda yüreğimizi açtığımız kişi için sıfatlar yükleriz birde yanına, sonra bunlar içinde birer damla gözyaşı akıtırız; çünkü bizim yüklediğimiz sıfatlar aslında hiçbir zaman bize ait olmamıştır. Var olduğumuzu zannederiz, birde bakarız ki aslında bizi gören kimse olmamış. Bir kadını kendiyle baş başa bırakmak kolaydır aslında. Kolaydır kolay olmasına ama kimse fark edemez ki kendiyle kalan bir kadının aslında hayattan kaçtığını.
 
 
Birine veremeyeceklerinizi vaat etmeyin. “Seni seviyorum” dediğiniz zaman bile birine bir şey vaat etmiş olduğunuzu unutmayın. Taşıyamayacağınız hiçbir şeyi sırtlanmayın ki geride ağlayan bir kadın bırakmayın…
BİR KADINI AĞLATMAK…
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.
Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir