Teşvikiye’nin Yeni Gözbebeği, ‘Ahali’

Bundan birkaç sene önce rakı içmenin kıyısından geçmeyi bırakın, meyhanenin neresi olduğunu bilmeyenler vardı. Ben 1988 doğumluyum ve iddia ediyorum bu yıldan sonra doğanlar bazı kavramlara sadece duyduları için hakimler. ‘Meyhane’ gibi. Çünkü bunlar günümüzde yok olmaya yüz tutmuş yerler malesef. Tek başına gibi görünen meyhane tanımı aslında içinde, edebiyat içinden, şiire, aşka, romana birçok kavramı barındırır. Meyhaneye gelip bir rakı söylüyorsan eğer, ya derdin vardır, ya bir sevincin. Son dönemlerde eski gelenekleri yeniden canlandırmaya çalışan birçok genç isimle karşılaşıyoruz. Başarılı olmaları hepimizi gururlandırıyor diye düşünüyorum. Ancak yeni nesilin meyhane kavramına ‘mezeci’ demesi hoşuma gitmiyor demeden geçmek istemiyorum. Bu hafta sonu İstanbul’un çiçeği burnunda (onlara göre mezeci,bana göre modern meyhane) ‘Ahali’ ile tanıştım. Ahali, Teşvikiye; Topağacında bulunan konsept olara gayet Avrupai, farklı ve klas bir mekan. Müşteri profili oldukça kaliteli. ‘Şişede durduğu gibi durmuyor’ demenizi gerektirecek kimse bulunmuyor mekanda. Personel daha önce karşılaşmadım diyebileceğim kadar güler yüzlü. Cumartesi yoğunluğuna rağmen sürekli gülümseyen yüzlere size servis yapmak için çabalıyorlar.  Ahali Teşvikeye’de mekanın bulunduğu bölgeye bakar beni şaşırtan bir numaralı özellik adam başı fiyat biçiyor olmamaları oldu. Teşvikiye dediğiniz semtin İstabul’un en nezih semtlerinden biri olduğu göz önüne bulunduruluğunda kişi başı fiyat yazmak yerine ne yiyip içiyorsan öde mantığının uyulanması benim mekana +1 puan vermemi sağladı. Ahali farklı tatları bir araya getirmeyi başarmış bir mekan. Salatalar, ortaya paylaşımlar, paylaşımlık sıcaklar, ana yemekler ve tatlılar olarak ayrılan bir menüye sahip. Ben genel olarak; her ne kadar bir sağlıklı beslenme uzmanı olmaya çalışsamda salata yemeği çok tercih etmiyorum. Ancak denemek için ‘Maş Fasulyesi Piyazı’ söyledik. İçersinde kumkuat olması hepimizi heyecanlandırmıştı. Taki masaya gelene kadar. Humus üzerine konulmuş maş fasulyesi ve üstüne doğranmış bir adet kumkuattan ibaret salata tamamen hayal kırıklığıydı. Tuzsuzdu ve anlamsızdı.

Ortaya paylaşımlıklar menünün en cazibeli kısmı diyebilirim. Birbiri ile uyumlu birçok lezzetin bir araya geldiği tabakları bulabiliyorsunuz. Ben peynir yemiyor olsamda, masada herkes yediği için bir ‘Rakı Tabağı’ söylendi. Tabak adının hakkını verdi. Tulum peynir, kavun, beyaz peynir, domates, roka ve beyaz leblebi. Leblebi gönülleri feth eden ayrıntı oldu ancak keşke bir kasede gelseydide diğer lezzetlerin suyu ile ıslanmasaydı. Bu paylaşım tabaklarından bizim bir diğer tercihimiz ‘Klasik Anadolu ve Kuru Dolma’ oldu. Maş fasulyesi piyazı bu menünün en başarısız lezzeti. Sunum çok zayıf ve lezzet yetersiz. Sipariş verdiğimize pişman olduk diyebilirim. Kuru Dolma vasatın altında oldu bizim için. Yetersiz baharatlar ve sunumu boş bir tabak gibi algılamamıza sebep oldu. Yeterli derecede acısı ve tuzu yoktu. Menüde kuru patlıcan, biber ve kabak yazıyordu ancak 4 patlıcan bir biberden ibaret bir tabaktı. Lezzet fena değildi ancak bir daha mekana gitsem sipariş etmem diyebilirim. En başta menüde yazdığı şekilde gelmemesi bence büyük bir sorun. Kabak neden yoktu diye siz sormaz mıydız_? Bir diğer siparişimiz olan ‘Klasik Anadolu Sofrası’ benim tüm geceyi geçirebileceğim bir tabak diyebilirim. Humus, muhammara ve haydariden oluşuyor. Haydari dediniz mi zaten benim için herşey o an farklı bir güzellik kazanıyor. Annem ne zaman ben meze seçmeye başlasam ‘yine mi haydari’ der. Seviyorum ne yapabiliyorum… Bu tabak gerçekten baya başarılı. Hem diğer porsiyonlardan daha büyük hemde lezzet olarak 10 üzerinden 10 alabilecek kıvamda. Ortaya sıcaklara geçtiğimizde bizim tercihlerimiz ‘paçanga topları, bebek karides çıtırı ve yunan usulü ahtapot bacağı’ oldu. Paçanga topları isiminden anlayacağınız gibi börek gibi değil top şekilde servis ediliyor ve lezzet muhteşem. Beybi karides harika sosu ile çıtır çıtır muhteşem bir meze olmuş. Gel gelelim Yunan usulü ahtapot bacağına. Soyumuzda Yunan varsa, bu lezzetlerden iyi alıyorsak ne yapalım ama… Ahtapot bacağı İstanbulda yediğim en iyi ahtapottu diyebilirim. Pişirme tekniği tam kıvamındaydı. Izgarada yanmamıştı, ahtapot tazeydi ve tam anlamıyla ‘lokum’ gibiydi. Paylaşmak istemeyeceğiniz cinsten bir lezzet. Bitmesin diye milyon kere çiğnemek isteyeceksiniz.

Keyifli sohbet, rakı ve mezeler derken biz geceyi tamamladık. Ana yemek söylemeye vaktimiz kalmadı. Sıcacık gelen ekmekler ve birbirinden lezzetli mezeler en aç olan için bile doymaya yeter derecede. Porsiyonlar büyük diyemeyiz ancak, paylaşımlık olarak farklı birçok lezzet tadabilirsiniz. Bir sonraki ziyaretimde ‘trüf mantarlı keşkek, trüflü mıhlama ve kuzu bacak tandır’ denemeyi planlıyorum. Mekanın beni kendine bağlayan hattta büyüleyen kısmı ne diye sorarsanız kalan rakınızı sizin adınıza rezerve ediyor olmaları oldu. Böylelikle mekanın müdavimi olabiliyorsunuz. Mekan gerek, iç mimarisi, gerekse menüsü ile İstanbul’da gidebileceğiniz en şık mekanlardan biri olmuş. Kadeh şaraplar 26 lira, kokteyller 40 lira ile 60 lira arasında değişiyor, biralar 20-25. Rakıda bizim tercihimiz 70’lik yeni seri oldu ve 185 liraydı. Seçeceğiniz seriye göre rakı fiyatlarıda 165 ile 230 lira arası değişiyor. Kişi başı 120 gibi bir hesap ödedik. Siz ana yemek söylediğinizi düşünürseniz, kişi başı 175 lira gibi bir hesabı gözden çıkarmalısınız.

Ahali Teşvikeye’nin işletmecileri son dönemlerde konsept olarak en başarılı projeye imza atmışlar. Benim için sunumda ve lezzette yetersiz kalan noktalar olduysa bile yeniden ziyaret etmem için gerekli birçok sebebimde oldu. Mahallemizin mekanı diyebileceğimiz ve geçmişten günümüze bir kültürü, modern çağın yenilikleriyle buluşturan bu mekanın müdavimi olmasanız bile farklı lezzetleri tatmak ve atmosferini solumak için ziyaret edin. Pişman olmayacağınızın garantisi benden.